İhtiyar gençler ve genç yaşlılar
Gazeteci olmak istiyor, o yüzden de mezun olunca iş bulma garantisi en yüksek olan üniversiteye yerleşmeye çalışıyor, Bense artık medya sektöründe eleman alınırken diplomadan çok, vücut ölçülerinde uyuma, kılık kıyafetle markaya ve ekran önünde dekolte giyme cesaretine bakıldığını söylemeye çekiniyorum.
Okuyarak bir yerlere gelme umutlarının çöktüğünü, cehaletin kutsandığı "yeni çağ"da iş bitirici olmanın prim yaptığını anlatamıyorum. Bu yüzden, 10 yıl önce güzellik yarışmasına girdi diye kızlarını döven babaların, şimdi kızlarının yarışma müracaat formlarını bizzat doldurduklarını; çalışmayıp top oynuyor diye kızdıkları oğullarını ellerinden tutup, para kokulu kulüp kapılarında sıraya soktuklarını söyleyemiyorum.
Okuyanların, düşünenlerin, yazanların böylesine zalimce cezalandırıldığı "biz hayat üniversitesinden mezunuz abi" zihniyetinin böylesine ödüllendirildiği bir toplumda bütün umudu üniversiteye bağlamanın yanlışlığını anlatamıyorum.
Sadece yorgun gözlerine gülümseyip, Dicle'ye başarılar diliyorum.
* * *
Aslında 90 kuşağının çığlığını en iyi dillendiren Can Aslandere olmuştu. Şöyle diyordu Söz dergisindeki röportajında:
"İnandığım hiçbir ideoloji yok. Değerlerin hepsi yapay. Gerçek değerlerin hepsi yok olmuş, İnanacağım insanlar yok. Riyakar ilişkiler, düzenbazlıklar... Bunlardan hangisinin içine girip beraber olabileceğimi bilemiyorum. Hiçbirine ait değilim..."
Can, dergiye bunları söyledikten birkaç ay sonra Rumelihisarı'nda boş bir arsada ölü bulundu. Aslında aşırı dozda uyuşturucudan ölmüştü. Ama annesi Savaş Ay'a ölüm nedeni konusunda başka bir yorum yapıyordu:
"Yanlış bir dönemde yanlış bir dünyada doğurdum ben O'nu..."
Annelerin oğullarından daha genç olduğu bir dönemdi dönem...
Kızların babalarından daha yaşlı göründükleri bir dünyaydı dünya...
"Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallarken" diye başlayan masallar gerçek olmuştu. "Doğru dönemde" yaşayanlar, yaşadıklarıyla gençleşiyorlardı ve yaşanamayan yaşlarla yaşlanıyordu gençler...
***
O yüzden geçen Mayıs'ta üniversite seçme sınavı birincisi Murat Kaya, ilk demecinde "üniversite sorunlarının demokrasiyle çözülemeyeceğini" söyleyince hiç şaşırmadım. En umutsuzların en başarılı olduğu bir dünyanın en iyi örneğiydi Murat...
Demokrasiye inanan ve yarından umudu olan gençlerin çoğu ise 90'ları demir parmaklıklar ardında karşıladılar.
Can Yücel, geçen 19 Mayıs'ta nefis bir şiirle kutladı onların bayramını:
"Bugün 19 Mayıs/Mayısın 19'u
Sen ey Türk ülkemizin geleceği
ulusumuzun gözbebeği
Sen ey demir parmaklıklarda barfiks yapan
ranzalarda parende atan
sportmen ve kahraman Türk gençliği
önünde senin bütün Kilit-Bahirler açık
Ama Samsun'a her zaman çıkılmaz
Bu sabah da avluda volta atmaya çık..."
Bu sabah 1 milyon yorgun beden, sınav avlularında başarıyı düşleyerek voltalar atacak. Sonbahardan itibaren de yerleştikleri üniversitelerde sınavlardan arta kalan zamanlarda " inanacak değer, güvenecek dost" arayıp ilk hayal kırıklıklarını yaşayacaklar.
Genç ana babalar, maziden örneklerle hayatı sevdirmeye çalışacaklar ihtiyar yeni nesillere...
Umudu, hayatı ve aşkı tanıyanlar, yaşlansalar da hep genç kalacaklar ve -ne yazık- hiç gençleşmeyecek umudun, hayatın ve aşkın şerbetini tatmamış, çağımızın ihtiyar gençleri...
23.06.1996 Can DÜNDAR